Televizyonsuz Hayat; Çok Rahat

Bilgisayar sahibi olduğum 15’li yaşlarıma dek tam bir televizyon delisiydim. O zamanlar, günde 10 saatten fazla bilfiil televizyon izlediğim çokça vakidir. Günlerimi özetlemek o zamanlar çok rahattı; sabah kalk, kahvaltı(televizyon karşısında), televizyon seyret, öğle yemeği (televizyon karşısında), televizyon seyret, akşam yemeği(televizyon karşısında), televizyon seyret, akşam yat… Bu durumu fark ettiğim bazı akşamlar halime çok şaşırdığımı, buna rağmen ertesi gün bu tempomdan hiçbir şey kaybetmeden yine televizyon başında akşamladığımı da hatırlarım.

Bilgisayar sahibi olduğum ilk zamanlarda ise televizyonun yerini bilgisayar almıştı adeta. Ailece yenen yemek saatleri dışında televizyona bakmaz olmuştum. Evde olduğum sürece eksikliğini de hissetmedim. Ne zaman ki okula gidip, sınıfta hangi şarkıcının ne haltlar çevirdiği üzerine dönen muhabbetlere bön bön baktım, işte o zaman “ya arada bir televizyon mu seyretsem acaba” diye düşünmeye başlamıştım. Neyse ki bilgisayar yakamı bırakmadı ve yaklaşık 10 yıldır magazin muhabbetlerine boş boş bakabilecek kadar az televizyon seyrettim. Şarkıcı kavgalarından, türkücü kliplerinden, bol hakaretli tartışma programlarından, sabahlara kadar süren futbol kavgalarından, kırılan potlardan, inen şortlardan, yenen tokatlardan, hasılı, “dünyadan” haberim olmadan 10 yılı aşkın zaman geçirdim.

Haber takip etmememin eksikliğini hissederdim ancak üniversite hayatıyla hem internetteki haber kaynaklarını takip etmem, hem de gazete okumam sayesinde bu konuda da televizyonla bağımı kopararak “dünyadan habersiz” kalabilmeyi başardım. “Ne kaybettim” diye soruyorum kendime ve soruya cevap vermekte zorlandığımı fark ediyorum. Aylar boyu görmediğim annemi-babamı ziyarete gittiğimde, ilk 1-2 saat muhabbetten sonra beraberce pembe dizi veya BBG seyretmek zorunda kaldığım günleri düşündükçe de, “Ne kazandım” sorusuna yüzlerce cevap sayıyor ve kendim adına sevinip, çevremdekiler adına üzülüyorum.

Arada bir bazı saygı duyduğum sanatçı ve yazarların, hatta televizyon programı yapımcılarının evlerinde televizyon olmadıklarını okuduğum röportajlarında önce şaşırmış sonrasında da meseleyi kavramaya başlamıştım. Bir televizyon programı yapımcısı televizyon seyretmeyerek hiçbir şey kaybetmiyorsa ben ne kaybedebilirdim ki acaba?

Artık neredeyse emin olduğum bir düşüncem var: Günümüzde ve özellikle ülkemizde televizyon, -eskide olduğunun aksine- yaşam kalitemizi artırmaktan çok uzak. Bilakis, insanı uyuşturan, asıl amacından saptıran, gelişimini engelleyen, huzuru baltalayan en bariz aletlerden biri olduğu gerçek. Çevremdekiler bilirler; bir gün nasip olur da evlenirsem, bu konudaki en büyük çabam, televizyonu evimden uzak tutabilmek için olacaktır. Televizyon, bir aile için, hele ki çocuklu bir aile için, aile içindeki huzuru bozacak en önemli etken bence. Ve biz, onu evimizin olmazsa olmazı belirleyip, binlerce lira para akıtarak, borca harca girip, kendi huzurumuzu kendimiz baltalamakta da hiçbir beis görmüyoruz.

Ailesinde huzursuzluktan dert yananlara, aslında çok zeki olduğunu düşünüp vakit bulamamaktan yakınanlara, çocuklarının birer serseri olduğunu kaygıyla takip edip buna bir çare bulamayanlara, problemi bir de çok yakınlarında, salonlarında aramalarını -nacizane- öneriyorum. Aile içi huzurunuzu sağlamak için, ailenizin yaşam kalitesini artırmak için, bir de televizyonunuzdan kurtulmayı deneyin. Eğer 1 ay sonra, eğlence programları ve magazin gelişmeleri dışında bir eksiklik hissetmediyseniz, sizi temin ederim, bir ömür boyu da eksikliğini hissetmeyeceksinizdir.