Oku-dum-da

-Bitti Murat, hayırlı olsun…
-Emin misin abi, bir eksik falan olmasın?
-Yok, bütün notların tam. Belgelerini getir, mezuniyet belgeni verelim…

Fotoğraf çektir, oraya buraya imza attır ve kimliğini teslim et… Bu ana kadar pek inandırıcı gelmiyordu. “Kesin bir problem çıkacak, biraz daha beklemek zorunda kalacağım” diyordum hep içimden. Bundan 1 ay kadar önce son dersimden geçtiğimi bana telefonla haber veren arkadaşa da çok inanamamıştım. Ama yıllardır cüzdanımdan ayırmadığım kimliğimi teslim etmek kafamı dank ettirdi. 20 yıllık öğrencilik hayatım sona eriyordu. Sevinmeliydim sanırım ama pek sevindiğim söylenemez. Hani utanmasam, “üzüldüm” bile diyeceğim…

4 yıl önce mezun olan sınıf arkadaşlarımdan 2 kat fazla okumuş olmama rağmen, mezuniyet belgesinde bu durumun kayıt ve mezuniyet tarihleri arasında yapılacak çıkarma işleminden çıkan sonucun büyüklüğü dışında bana birşey kazandırmamış -veya kaybettirmemiş- olması ilginç gelmişti. Evet, ben de üniversite mezunuydum artık, herkes sevinebilirdi…

Ama ben sevinemedim. Sevinmek için de elimde az şey vardı aslında: Okulu bitiremediğimde fazladan yapmak zorunda kalacağım askerlik süresinden yırtmış olmak, ailemin üniversite mezunu bir çocuk sahibi olmasından kazandıkları iç ferahlığı ve toplumda üniversite mezunu sıfatını alabilmenin verdiği sahte güç. Ama üzülmek için daha çok sebebim var gibiydi: Bir kere artık öğrenci değildim. Bu basit birşey değil, çünkü ben bu ana dek “hep” öğrenciydim. Kendimi bilmediğim dönemlerden beri bir öğrenciydim. Artık “öğrenci değilim”. Neyim? Bilmem, sadece öğrenci değilim. Garip… Sonra, artık kafama estiğinde öğrencisi olduğum üniversitenin hocalarına gidip soru sorma şansım yok. Bunun için artık bir mazeret sunmalıyım. Ama şimdiye dek buna ihtiyacım yoktu, “şu bölümün öğrencisiyim” deyip, istediğim kişiye soru yöneltebiliyordum. Öğrenci olmanın başka avantajları da vardı; öğrencilerden beklentiler az olur, okulunda başarılıysan başka yapman gereken birşey yoktur. Başarılı değilsen de her zaman düzeltmek için ümit vardır. Öğrenci olmak her yerde otomatikman indirim hakkı kazandırır. Bir çok yere girip çıkmakda “basın kartı” sahibi olmak gibi bir güçtür bir üniversite öğrencisi olmak. Çevrende bir sürü işsiz-güçsüz, ama zeki ve dinamik insan bulunmasının verdiği güçle her zaman yeni bir maceraya atılma şansın vardır. Öğrenci evinde kalırsın, masrafın azdır, komşularla aran iyiyse sana yemek bile yaparlar…

Velhasıl-ı kelam; öğrenci olmak pek de fena birşey değilmiş, bunu bildim. Tabi bir çok şeyde olduğu gibi bunda da kadir kıymet elden gidince anlaşıldı.

Başka şeyler yazacaktım, yine olmadı. Hep böyle oluyor; başlıyorum, yazarken çark ediyorum. Çoğu yazım da bu yüzden sonuna gelemeden çöp bidonuna gidiyor. Bu üniversite ve mezuniyet meselesi daha çok yazı mevzusu olur. Ümid edilir ki sonu getirilebilen ve paylaşılabilenlerden olsunlar…