Sakin Olun; Askerlik Anısı Anlatmayacağım!..

Bir garip “vatani görev” diye gittiğimiz askerlik süreci benim için uzun, sanırım sizler için ise “ne de çabuk” bir şekilde bitiverdi. 16 Mayıs’ta Kayseri üzerinden İstanbul’a dönerek, nöbetsiz, tekmilsiz, ictimasız, hakaretsiz ve baskısız, yani tatsız-tutsuz(!) bir hayata tekrar merhaba dedim. Göksun İlçe Jandarma Komutanlığı’ndan ayrılırken, sanki 3-5 günlük bir izne çıkıyormuş gibi hissediyordum kendimi. Zira ayrılırken bizi uğurlayan arkadaşları bir daha göremeyeceğim, bir daha Göksun’a uğramayacağım gibi hislere sahip değildim. Evet, bir çarşı izninden biraz daha uzun bir izne çıkıyordum ve bunun baya bir uzun olmasını diliyordum.

Askere ilk gittiğim zamanlarki hastalığım komutanlara “hocam” diye hitap etmekti, dönüşte de korkum birilerine “komutanım” demekti. Askerdeyken bana ilaç verip nasıl kullanacağımı anlatan doktora “emredersiniz!” dediğimde askerliğin bende kalıcı zararlar bırakacağına dair korkum artmıştı. Ama -çok şükür- döndüğümden beri kimseye “komutanım” demedim, kimseden emir de kabul etmedim. Hatta şu meşhur “sizin hesabınızda bir eksiklik olmuş, sizi tekrar askere alacağız” rüyasını(kabusunu) da -henüz- görmedim. Bu durumda geldiğimden beri evlilik hazırlıklarıyla yoğun bir şekilde uğraşıyor olmamın da etkisi var muhakkak. Evet, bilmeyenleriniz vardır; 3 Temmuz‘da hayatımı, hayatıma anlam katan biriyle birleştiriyorum ve ortaya “hayatımız”ı çıkarıyorum. Bu blogda evlilik temelli bazı yazılar yazmıştım, takip edenler hatırlar, isteyen biraz geriye gezinip bakar. İşte o hayaller, dilekler, tereddütler, meraklar sona eriyor. Bunun askerlik sonrasına gelmesi de belki güzel belki kötü bir sürpriz de olmuş olacak benim için.

Askerlik anısı anlatmamak konusunda kararlıyım; çünkü bu ülkede neredeyse herkes bu hikayelerin farklı versiyonlarını bilirler, tekrara ve vakit israfına gerek yok. Askerlik, en yumuşak ifadeyle, tamamen farklı bir mantık ürünü olduğu için, zaten her anı orjinal, nev-i şahsına münhasır. Ancak bunlardan hakikaten benim askerliğime özgü olanları çok azdır. Onları da konusu gelip faydalı bir anektod olacaklarını hissettiğimde zaten iletirim, rahat olun.

Yalnız, “askerlik güzel şeyler de öğretiyor” diyenlere iki laf etmeden geçemem. Askerlikte herşey emir altında ve gönülsüz yapılır. Dolayısıyla bir öğrenme zaten yoktur. Ancak etkilenilen durumlar çok. Şimdi size askerde öğrenilebilecek birkaç şey sayayım, siz de ne kadar faydalı olduklarını kendiniz yorumlayın:

  • Üzerindeki amir sana ne derse desin, haysiyet, onur gibi şeyleri düşünmeden boyun eğmelisin. Söylediği ne kadar saçma ve haksız olursa olsun…

  • Topluluk içerisinde rahat olabilmek istersen açıkgöz olmalı, başkasının hakkı gibi şeyleri çok düşünmeyip, mevcut durumdan en fazla faydalanmanın yolunu bulmalısın.

  • Küfür etmek güzeldir, sizi sempatik ve sevilen biri yapar.

  • Yalan söylemek de başarılı olduğu sürece bir meziyettir. Başarılı bir sosyal ilişki yalan söylemekteki başarıyla bağlantılıdır.

  • Dayak insanlara doğru şeyler yaptırabilmek ve birşeyler öğretebilmek için başvurulabilecek makul bir yöntemdir.

  • Bir düzenin adamı olmak, kuralları sorgulamamak ve problemlere karşı kayıtsız kalmak, iyi bir birey olmanın birinci yoludur.

Bunlar artırılabilir, ama ben askerlikte çok geçerli olan bu kuralların hiçbirini sivil hayatıma taşımak istemiyorum. Bunlardan menfi yönde etkilenmemenin de kolay bir mevzu olmadığını de not düşmeliyim.

Askerlikle ilgili bir komutandan duyduğum en (belki de tek) mantıklı tanım şuydu: “Askerlik, bir gösteri sanatıdır.” Evet, aynen öyleydi. Bu süreci bir tiyatro oyunu gibi görebilen, şövunu güzel yapan iyi askerdi. Arka planda ne düşündüğün, kişiliğin, zekan vs. hiç önemli değil; görüntü güzelse, senden iyisi yok. Askere gidecek okuyucularıma tek teselli edici sözlerim bunlar olabilir: Şovunuzu güzel yapın.