Sesli Kitap üzerine düşünceler

Bu yazımda sesli kitabın verimsiz bulduğum yönlerinden bahsedeceğim

Sesli Kitap üzerine düşünceler
Photo by Findaway Voices / Unsplash

Uzun yıllardır yeterince ve odaklı bir şekilde kitap okuma konusunda eksiklik hissediyorum. Bu konuda kendimce yaptığım çözüm denemelerinden biri de sesli kitap dinlemekti. Sesli kitap dinleyerek araba kullanırken, spor yaparken, uykuya dalarken, yemek yaparken veya alışveriş yaparken kitap dinleyip bu “boşlukları” kitap okumak için kullanmış olmak kulağa çok güzel bir fikir gibi geliyordu.

Yıllar önce her gün arabayla İstanbul trafiğinde en az 1 saat geçirdiğim günlerin bir kısmında bir kitap dinledim. Kitabın bazı yerlerinde kitaptan koptuğum olsa da, genel manada hikayeyi yakalayabilmiş ve kitabı bitirebilmiştim. Ondan sonraki yıllarda ara ara denemelerim olsa da hiç bir zaman bir kitabı baştan sonra dinleyememiştim.

Geçtiğimiz aylarda Storytel’den haberdar olup kitap dinlemeyi tekrar denemeye karar verdim. Aklıma geldikçe yollarda, yürüyüş ve yatmaya hazırlanma aralarında kitabı dinlemeye çalıştım. Sonuçta kitabı bitirdim ancak belki de bu benim son sesli kitap denemem olacak gibi. Şimdi size sesli kitabın benim için sorunlu kısımlarından bahsedeceğim.

Kitap okunması için yazılır

Kitap dinlediğimde kendimi o kitabı okumuş gibi hissedemiyorum. Neden böyle hissettiğim üzerine kafa yorunca okuduğum kitaplardaki “okuma” tecrübesi ile sesli kitaplardaki “dinleme” tecrübesinin birbirinden çok farklı olduğunu farkettim. Yazarlar, kitaplarını “seslendirileceği” düşüncesiyle yazmadıkları için, yazı dilinin noktalama, büyük/küçük harf, dipnot, parantez gibi kendine has özelliklerini bol bol kullanırlar. Bir roman bir sanat eseri ise, aslında bu sanatın ana materyali de yazıdır. Ancak kitaplar seslendirildiğinde ise bu esere yazarın normalde hiç hesap etmediği bir unsur eklenir. Kendine has bir tonlamaya sahip bir seslendirme sanatçısı, yazarın tasvirlerle betimlediği karakterlere bir ses verir, onların konuşmalarına sesiyle bir duygu katar, bir nevi teatral bir hava ekler. Ancak bu her zaman kitabın yazarının vermek istediği veya dinleyicinin o kitabı okuması durumunda edineceği izlenimle aynı olmuyor. Bu açıdan bakınca aslında sesli kitap, bir romanın filmi veya radyo tiyatrosu gibi görülebilir.

Aslında radyo tiyatrosu çok güzel bir örnek: Radyo tiyatroları, sadece sesle bir hikaye anlatmak için özel olarak tasarlanmış sanat eserleri olduğundan onu dinlediğinizde bir sesli kitap dinlediğinizdeki gibi kuru bir sonuç çıkmıyor. Zira orada “içli içli ağladı” diye bir cümle yerine içli içli ağlayan bir ses duyuyorsunuz. Karakterlerin hepsini tek bir kişinin sesinden duymuyor, olaylar fonda birinin olayı anlatmasına gerekmeyecek şekilde sadece ortam sesleri ve konuşmalarla size aktarılıyor. Kitaplar da daha teatral seslendirilebilir muhakkak, o şekilde seslendirilen kitaplar da vardır. Ancak bu ne kadar başarılı olursa, çıkacak sonucun o kadar “kitap”tan uzak yeni bir eser olacağını da takdir edeceğinizi tahmin ediyorum.

Sesli kitap odaklanma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor

Sesli kitabın popülaritesinde kitap dinlemenin başka uğraşların arasında yapılabilmesini vadetmesi de yatıyor diye düşünüyorum. Ve bu dar zamanda çok iş yapma kaygı ve hevesi sanırım zamanımızın en büyük sıkıntılarından biri. Hiç bir anın tadını çıkaramadan, her şeyi koştur koştur yapıp, kendimizi manasızlığa doğru sürüklüyoruz.

Odaklanma sorunu benim de uzun zamandır hayatımın merkezindeki bir sorun. Bu konuda ulaştığım kaynakların hemen hepsi de aynı anda birden fazla şey yapmanın insan beyninin doğasına aykırı olduğunu vurguluyor. Sesli kitap konusunda da bence durum farklı değil. Bir süredir odağımı dağıtan şeylerden daha uzak durmaya çalışıyorum. Aynı zamanda düzenli yürüyüşler yapmaya başladım ve bu yürüyüşler -bir çok kişinin vurguladığı gibi- yoğun zihinsel aktiviteleri tetikliyor. Yürüyüş yaparken üzerinde uğraştığım konularda daha derilemesine fikir yürütebildiğimi farkettim. Ancak yürürken kitap dinlemeyi denediğimde ya bu düşunceleri bastırıyorum ya da birkaç dakika içinde kitabı duymaz hale geliyorum.

Sonuçta geldiğim noktada kitap dinlemek istesem de, oturup odaklı şekilde sadece kitabı dinlemem gerektiğini anlıyorum. Ama bu da beni “o zaman neden okumuyorum” sorusuna getiriyor. Tabii ki imkansızlıkların olduğu durumları saymıyorum; kitabı görememek, tutamayacak durumda olmak vs gibi şartlarda zaten kitap okumak bir alternatif olmayabilir. Ama böyle bir durum olmadığında bir kitabı elime alıp istediğim hız ve istediğim iç ses ile okuyup, üzerini çizerek, kenarını kıvırarak not alarak okuyabilecekken neden etrafa boş boş bakarak bir şey dinleyeyim?

Dinlemek için daha ideal şeyler var

Yukarıda da değindiğim gibi, zihinsel odak gerektirmeyen birtakım fiziksel aktiviteler esnasında dinlemek için aslında daha uygun içerikler var. Örneğin podcastler, radyo programları veya görsel olarak ekstra bir şey sunmayan bazı YouTube videoları, dinlemek için düşünülmüş, karşılıklı konuşmalı şeyler dinlemek, yürüyüş yaparken yanınızdakini birini dinlemek benzeri, daha doğal, odaklanması daha kolay bir içerik. Ancak -dediğim gibi- bunları bir “boşluk doldurma” aktivitesi olarak görmemek gerektiğini düşünüyorum. Zihnimizin gerçekten boşluklara da ihtiyacı var.

Bu bir antitez değil

Sesli kitaplarla ilgili tamamen kendi tecrübelerime dayalı düşüncelerimi paylaşmak istedim. Sesli kitapların zararlı veya gereksiz olduklarıyla ilgili bir çıkarımım yok. Sesli kitapların başta görme engelliler olmak üzere bir çok özel durumdaki insan için çok şey ifade ettiğini de tahmin edebiliyorum. Sadece -benim gibi- sesli kitabı koşturmacalı hayatımıza ekstra vakit ayırmaya gerek duymadan kitabı da sokabilme beklentisindekiler için, en azından kendi adıma bunun mümkün ve gerekli olmadığını anlatmak istedim.